Gurur

Ban: Bu yazıları kitaplaştırmalısın.
Arkadaşım: Şu an erken olduğunu düşünüyorum. Bu şekiilde beklediğim ilgiyi görmez.
Ben: Çevremden en az x kadar satış yaparım. Bırak içeriği başkaları değerlendirsin.
Arkadaşım: Bu şekilde satışı istemiyorum. İçeriği ile satılmalı.
Ben: İlk adımları dostlar ile atmazsan, ikinci adımı atamazsın…

Son cümlede adeta kendimle çeliştim, çünkü kitabımı almak isteyen dostlara bizzat mani olmuş; birçoğunun almasına engel olmuştum.

Evet, belki dostlarımla aynı hata içerisinde bulundum, ancak sevdiğim birinden bu desteği nasıl esirgeyebilirdim ki?…. Kendi egolarım uğruna mıydı yaptıklarım yoksa ben bir bencilmiydim. Belki bilinç altı bunu reddedecek, ancak bunun başka bir açıklaması olamazdı; çünkü onun da bir gururu vardı ve o, bu yüzden farklıydı. Gururla mücadelede yenik düşmeme rağmen, zaferi başkasından beklemek ne kadar da tezat.

Kimbilir, belki de arkadaşıma söylediğim son cümleydi aslolan. Basit ve sıradan…

… işte bu yüzden o, benim arkadaşımdı…

Ölüm

Bir asker olsam,
Şehit düşebilir miydim vatan uğruna?
Kimileri için acı olsa da,
Huzur dolu bir ölüm tadabilir miydim?

Bir militan olsam,
Haklı ya da haksız bir dava uğruna
Kör bir kurşuna kurban edilip,
Kimsesiz ve habersiz ölebilir miydim?

Bir çocuk olsam,
Koşsam sokak sokak kural tanımaksızın
Tanışabilir miydim trafik canavarıyla
Bedeli ölüm olabilir miydi kuralsızlığımın

Çekilmeyecek Yük

Bakara süresinin 286. ayetinde insanoğluna çekemeyeceği bir yüke sahip olmayacağı belirtilmektedir.

Nedir çekilmeyecek olan yük?

İşkence olamazdı, çünkü günümüzde pek çok işkence mağduruna rastlanabilir. Hastalıklar olamazdı, çünkü hasta bedenler hızla artmaktaydı. Vicdan azabı da olamazdı, çünkü hayat tiyatrosunda izleyiciler çoğunluktaydı…

Böyle bir yük vardı, çünkü inananlar için kesin bir kaynaktı Kur’ân. O halde neydi bu yük? Ölümsüzlük olabilir miydi acaba? Acı veren günlerin sonu olmasaydı, çekilebilir miydi acılar?

Evet, Azrail’in olmaması düşünülemezdi. Kimi zaman ansızın kapıyı çalsa da, onsuzluktu belki de çekilmeyecek yük.

————-
Çekilmeyecek yükü yaşamaktan ve görmekten O’na sığınırım.

Adil Ol(a)mamak

Adil olduğunu ya da olacağını iddia edenler belki yalan söylememekteler, ancak yanılgıda olduklarını bilmelidirler. Adil olmayan bir sistemde adil olabilmek, sisteme karşı bir isyandır muhtemelen. Ve isyanlar her zaman bastırılmaya mahkûmdur!

Dünyanın bir bölümü açken bir bölümü bencilse, açlara adaletten söz edemezsiniz, çünkü adalet onlar için yoktur.

Her insan doğar, büyür ve ölür. Bu bir adalet değildir, çünkü her insan farklı doğar, farklı büyür ve farklı ölür. Kimi sarayda doğup ölür, kimi hasta doğup ölür. Hasta için adalet yoktur, çünkü o, bir başka doğmuş ve bir başka ölmüştür.

Bir doktor her hastaya merhem olamıyorsa, o doktor adil değildir; çünkü doktor, adil olmayan bir sistemin ürünüdür ve adil olmayan bir sistemde adil olması imkânsızdır.

…işte bu yüzden adil olmayan bir sistemde adil olmak, adil olmaya çalışmaktır…

Doğru Denen Olgu

Çok sevdiğim bir arkadaşımın hediyesi olan “Kendini Arayan Adam” adlı romanda dikkatimi çeken tek bir cümle vardı. Kitap birinin günlüğünü konu alıyordu. Dikkatimi çeken cümle ise; “…işte bu yüzden insanlar konuşur, ben susarım” idi.

Niye bunları yazdığıma gelince; sanırım benim de kendimi aramam gerekiyor. İnsanlar bana çok farklı görünmeye başladı. Herkesin dediğim dedik tavırlarına sıkça tanık olmaya başladım. “Kimsenin kimseye ne saygısı ne de sevgisi kalmış” düşüncesi iyice beynime işlemeye başladı. Hele ki, bu tavırları birinci sınıf insanlar olarak tanımladığım güruhtan da görünce, acaba yanılgıda olan ben miyim diye sorgulamaya başladım kendimi.

Bağnazlıklar etrafı o kadar sarmış ki, herkes doğruyu savunduğunu iddia edebiliyor. Muhakkak ki, her doğruda bir gerçeklik payı vardır, ancak bu yanılma payının da olmadığını göstermez. Bu sebepledir ki, “tek gerçek, gerçeğinde bir çelişki olduğudur.”

Şu ana kadar doğruyu yaptığımı iddia etmedim. Doğruyu yaptığımı düşündüm, ancak bunu yaparken de bağnazlık yapmadığımı düşünüyorum.

Her düşüncede de yanılgı payı vardır. Benim de yanılgılarım muhakkak olmuştur. Belki de hala bir yanılgıyı savunuyorumdur. Olur ya; yanılgıya düşüp bir kalp kırdıysam, kırılan kalbimdir.

Sanırım benim de kendimi aramamın vakti geldi, çünkü doğrularımdan şüphe duymaktayım.

…işte bu yüzden insanlar konuşurken, ben susacağım…

Sabrı Tavsiye Etme(me)k

O kadar çok sabrı tavsiye eden oldu ki, bu tavsiyelere dayanabilmek için Allah’tan sabır diledim. :)

Ne hikmetse engelliyseniz, her zaman sıkıntı içerisinde olduğunuz sanılıyor. Her defasında şuna benzer ifadeler sarfediliyor.

-Üzülme, Allah vergisi, Allah sabredenlerle beraberdir.

Tamam, niyetiniz iyi olabilir. Ancak her tanıştığınız kişi aynı nakaratları söylüyorsa, dileğiniz ters tepip sabır taşı çatlayabilir insanın

Bu konuda tavsiyem, normal davranışınızın dışına çıkmamanız. Ayrıca bir insanın farklı sıkıntıları olabilir. Bunu engelli oluşuna bağlamanızda yanlış bir tavır olur.

Son olarak kişi engellilikle yeni (Trafik kazasıyla örneğin) tanışmışsa, muhtemelen ağır bir bunalımdadır. Bu durumda onu ne sabır, ne dost, ne de zorbalık teskin edebilir. Böyle bir durumda kişiyi kendi halinde bırakmak en doğru seçim olur sanırım.

Kime Göre Yaşamalı

Kimi kazara, kimi hastalık sonucu, kimiyse doğuştan yarım kalıyor hayatta. Kaza geçiren birinin engelli olarak hayatını idame edeceği söylense, sanırım -Keşke ölseydi derdim.

Elbetteki bunu kişiden nefret ettiğim için değil, aksine çok sevdiğim için düşünmüşümdür. Muhakkak kendisi de başlarda bu şekilde düşünüyordur. Sonrası mı? Yaşanmadan bilinmez, ancak mücadeleyi öğrendiği kesindir.

Engelli olup, hareket etmekte bile zorlanan arkadaşlarm var. Bazen ölümün kurtuluşları olduğunu düşünsem de, onların olmadığı bir dünyayı düşünemiyorum.

Acaba bencillik mi ediyorum bilmiyorum, ama İyi ki varsınız diyorum.

Bu arada bugün kaza sonucu omurilik felci geçiren sevgili arkadaşım Suphiye’nin doğum günü.

Doğum günün kutlu olsun Suphiye. Yaşamak İstediğin kadar yaşa.