Currently Browsing: Köşe Yazılarım

Yargı ve MİT Gerginliği Üzerine

Açık konuşmak gerekirse, ben cemaati kadrolaşmak amacıyla sınav sorularını çalmasından dolayı sevmem; ama çoğunluğunun iyi insanlardan oluştuğunu ve iyi şeyler yaptıklarını düşünüyorum.

Yargının (herkes cemaat kontrolünde olduğunu söylüyor) MIT müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırmasını da cemaatin yaptığı güzel şeylerden biri olarak görüyorum. Uludere ve bilmediğimiz bazı yanlışların MIT kaynaklı olduğu çok açık. Bunun en büyük kanıtı, Uludere katliamından sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın MİT’i korumaya çalışmasıdır.
(daha fazla…)

Faili Meçhullerin Ülkesi

Türkiye’yi Türkiye’de kime sorarsanız sorun, tereddütsüz katılacaklardır konu başlığına… Evet, diyeceklerdir hep bir ağızdan: Faili meçhullerin ülkesi Türkiye

Kime sorarsanız sorun, bir sevdiğinin failini bulamamıştır. Mesela, Muhsin Yazıcıoğlu’nun sevenleri! Bu arada, nerede onun katili ya da katilleri? Evet, evet, her gün haberlerini görüyoruz! İyi de ne zaman öldü, neden şimdi araştırılıyor, şimdi araştırılıyor da ne oluyor? Ben söyleyeyim: Koca bir hiç!
(daha fazla…)

Ne Mutlu Türkiye’m Diyene

Bir zamanlar, ta Cumhuriyetin tazeliğini koruduğu zamanlar Anadolu’ya has bazı türküler yasaktı. Sinan Çetin küçük bir reklam filmi de yapmıştı buna dair. Bu trajikomik tabloya inanmak güçtü, ama mesele yurdumun hakiki meselelerindendi. Gülmek istediğiniz bir tablo olmasına rağmen, hüzünleniyorsunuz hatırlayınca.

Günümüzde görülmediğine göre belli ki hatadan dönülmüş, lakin zaman çehre değiştirerek yeniden vücut bulmuş. Çok değil. Siz deyin 10 yıl önce, ben diyeyim 15 yıl önce Kürtçe şarkı dinlemek suç haline gelmiş. Dinleyenin fişlendiği, hapishanedeki oğluyla Türkçe bilmeyen kadının suspus kaldığı haller vuku bulmuş. Sonunda akıl bu tuhaflığı da enselemiş en berrak anında.
(daha fazla…)

Başbakanın Kürtlere Çağrısı

Başbakanımızı severim. Cesareti ve bu zamana kadar gördüğüm sistematik tavırları, ben de hayranlık uyandırmıştır. İktidar olduğunda muhafazakârların beklentilerine hemen cevap veremeyişine tepki gösterenlere “O, Erbakan gibi değil. Zamanı gelince yapması gerekenleri yapacaktır.” diyordum. Nitekim o da, halkın durumun farkında olmadığını gördüğünden, yapacağı şeyleri sindire sindire uygulayacağını söylemişti. Henüz türbana tam özgürlük vermedi belki; ama yakın gelecekte bu sorunu da çözüme kavuşturacaktır.

Hükümet derin devlete karşı taktiksel hareket ederek büyük ölçüde başarılı oldu; ancak terör sorunu konusunda aynı başarıyı gösteremedi. Özellikle son dönemlerde… PKK ile derin devleti, güncel ismi ile Ergenekon’u aynı kefeye koyuyor. Aynı taktikle sindirmeye çalışıyor. Yaptığı hata, tam da bu noktada başlıyor; çünkü PKK Ergenekon’un aksine kartlarını açık oynuyor. Ergenekon sırtını halka dayıyordu ve halkı kaybetmemek için gerekirse kirli oyunlar oynuyordu. PKK’nn sırtı ise silahlara dayalı. Şakası yok. Sıkarsam ne olur düşüncesi yok.
(daha fazla…)

Fatih ve Vizyonu

Fatih bir sinema eleştirmeni değil. Çok film izlemiş cahilin teki. Fatih total izleyici değil. Olmaktan da hoşlanmaz. Totalde çok cahil gördü, çok kadın gördü, çok zevkten yoksun gördü. Fatih cehaletten de hoşlanmaz. Cahildir belki, ama cehaletten kaçar. Garipsemeyin sakın! Fazla tuhaf değil; insan bazen kendinden de kaçar. Fatih’inki de o hesap. Fatih kadınlara saygı duysa da, sevdiği şeyleri sevemez. Fatih buna üzülür belki, lakin Allah’ın hikmetine her zaman sual etmeyi sevmez. Erkek olmaktan ziyadesiyle memnun olduğundan Allah’ın takdirine de bir sitemi yoktur. Fatih zevklerine hayrandır. Aslında her huyuna hayrandır. Sanırsınız ki Kaf dağında. Bahse girerim, bu dağı da hiç görmemiştir. Merak edip Google’dan bile aramamıştır. Ukalanın tekidir zaten. Allah’tan mütevazı olmaya çalışır.

Fatih senaristlere ve yönetmenlere miktar belirtemeyecek kadar kızgındır. İki kurşun sıkacak diye kendisinin ve aynı dakikalarda aynı kanalı izleyen insanların aptal yerine konmasını hazmedemez. Tamam, vurdu kırdı isterik dediyse de Fatih, güzelim filmlerini, dizilerini katledin demedi ki. Fatih böyle kepazeliklere gelemez. İstenmediği yerde kalır bir barınak bulamazsa, lakin kendisini ve de aynı dakikalarda, aynı kanalda olan yoldaşlarını böyle aşağılayan programlarda, kanallarda kalamaz. Kendisini düşünmese bile yoldaşlarını ezdirmez.
(daha fazla…)

Günahın Masumiyeti

Kulüplerine olan sevdalarından veya cebindeki akrebin aç kalmasına dayanamadığından dolayı cehennemde yanmaya rıza gösteren başkanlarımız, teknik direktörlerimiz ve futbolcularımız var bizim. Bir de bizim için günah işledi diye onları savunan insanlarımız…

Durup düşündüğümde kederleniyorum. Kendince bir doğru uğruna yanlışlar ardı sıra yapılıyor. Ah o doğru yok mu, her günahı nasıl da aklıyor zihinlerde. Vatan uğruna, din uğruna, dil uğruna, sevgili uğruna, takım uğruna… Bir hırsıza sorsam, ekmek uğruna diye savunacaktır kendini. Ne zaman öğrenecek insanlar günahın masumiyeti olmadığına? Ne zaman düzelecek dünya?

Hükümetin Alicengiz Oyunu

Önce sözleşmelileri kadroya geçireceğim ve 30 bin yeni öğretmen ataması yapacağım diyor. Sonra sözleşmelileri kadroya geçirmeyeceğiz deyip, 30 bin yeni öğretmen atamasında 15 bin sözleşmelinin kadroya geçişini sağlıyor. Yani, sadece 15 bin yeni öğretmen atıyor. Akabinde de kalan tüm sözleşmelileri kadroya geçiriyor.

Yani; sağ gösterip sol vuruyor. 30 bin olarak ilan ettiği öğretmen alımı aslında 15 bin! Üstelik bu sayı da yeni sınavdan sonra alacağı öğretmen sayısından düşülüyor. Bu mudur mağduriyet giderme? Ne zamandan beri mağduriyet giderilirken yeni mağdurlar seçiliyor.

Kardeşim geçen senenin hesabıyla 90 puan alıyordu. Mağdur edilerek 85 puan aldın dediler. Normal prosedür uygulanıp sözleşmeliler önceden kadroya geçirilse kardeşim de atanıyordu veya normal prosedür uygulanıp sözleşmelilerden boşalan pozisyonlara sözleşmelilerin tercih yapamayacağı (kuralı buydu) bir şekilde alım yapsalar kardeşim yine atanıyordu.

Kardeşim dünden beri ağlıyor. Biliyorum ki, onunla aynı durumda olanlar ve ağustos atamasında gitme ihtimali olan; ama kontenjanları mağdurlara verilen yeni mağdur adayları da ağlıyor. Oy uğruna yapılıyorlarsa bütün bunları, kazandıkları kadar kaybettiklerini de bilmeliler. Alicengiz oyunlarıyla adalet sağlanmaz!

Kasetlerin Faturası…

Kurtlar Vadisi’nde ta Oktay Kaynarca’nın rol aldığı dönemlerde, herkes için birer kaset olduğu söyleniyordu. Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki sadece gerçekler oynanmış. Meğer kaset yapmayan siyasetçi kalmamış. Keşke türlü kaseti yapsalardı da kulaklarımızın pası silinseydi.

Şimdi anlıyoruz ki, geçmişte kalmakta olan siyasetçilerin memleketi yönetememe sebeplerini. Ya devleti peşkeş çekersin bize ya kasetini izlersin. Ya terörü azdırısın bize ya kasetini izlersin. Ya ihanet edersin vatanına ya da… Vay memleketimin haline!
(daha fazla…)

KPSS Skandalı

KPSS skandalı öyle bir skandal ki, bir çok kurum görmemek için elinden geleni yaptı. Önce ÖSYM eski başkanı görmemeye çalıştı. Mutsuzların hezeyanı dedi. Sonra kitapçıklara baktım, çizik var, kopya yok dedi. Daha sonra kopya var, ama iptal için kanıt yok dedi. Ve sonunda istifa etti veya ettirildi. Aslında ona kalsa mesele hala mutsuzların hezeyanı olurdu.

Skandalın medya ayağı ise enteresandı. Ezilmişlerin sesi Taraf bile ilgisizdi. Hâlbuki en güvendiğim gazeteydi. Doğan Medya grubu da olmazsa halimiz nice olurdu. Zira genelde hükümeti sevmeyenlerin yandaş medya olarak nitelediği medya grupları hükümete zeval gelmesin diye suskundu. Keşke bu tavırlarının hükümete de kendilerine de zarar verdiğini bilselerdi. (daha fazla…)

Sanatta El Öpmek

Pek sanatla ilgili biri olmasam da, sanat kavramına yabancıyım da diyemem. Nasıl yabancı olayım ki, sanat adına yapılan fedakârlıkları her an görebiliyorum…

Son zamanlarda sanat adına öpüşen öpüşene… Sanat adına soyunanları bildiğimden, öpüşmeler pek de sürpriz olmadı benim için.

Merak ettiğim, gerçekçi görünmesi için dayak bile yiyenler, neden el öpme merasimini çene dokundurma ile kirletiyorlar. En azından sanat uğruna el öpemiyorsanız, sahneyi geçiniz.

Bu komik tablo sanata ve sanatçıya yakışmıyor.

Sayfa 1 / 212